BİLGİ KÖŞESİ

167 Sayılı Sözleşmeye ‘Merhaba!’

Yıl 2015.

Türkiye sosyo-ekonomik şartları göz önünde bulundurduğumuzda, kentleşmenin değişmesi ve şehirlerarası göçlerin artmasıyla kimi yerleşim yerleri boşalırken kimi yerlerdeki nüfus ise haliyle artış göstermektedir. Bununla beraber yeni ihtiyaçlar doğuyor, bir zamanlar yeni dediklerimiz eskiyor ve eskiyen her şey yerini güncel ‘yeni’lere bırakıyor. Birçok sektör de doğal olarak bu sirkülasyondan nemalanıyor elbette. Dolayısıyla, yapı sektörü de pastanın büyük bir kısmını oluşturan iş alanlarından biri halini alıyor.

Mevcut sektörlerdeki iş kazalarını kıyaslayacak olursak şayet, dünya portföyünde de baktığımız zaman ne yazık ki yapı sektörü, yani inşaat iş kolları iş kazalarının en fazla gündem konusu olduğu çalışma alanlarından biri halini alıyor. Ölümlü iş kazalarının oranının diğer sektörlere oranla neredeyse 3 kat daha fazla olduğu ve çalışanların iki kat daha fazla yaralanma tehlikesiyle karşı karşıya oldukları da kayıtlara geçiyor.

Türkiye’ de yaşanan iş kazalarına baktığımızda ise geçmişimizin pekte parlak olmadığıyla karşılaşıyoruz. Bu kazaların sayısını takip etmek, ‘bunlardan kaçı ölümlü ya da kaç kaza çalışanda kalıcı özre neden olacak şekilde sonuçlandı, meslek hastalığına kaç çalışanımız yakalandı…?’ gibi soruların cevabını bulmak inanın biraz güçleşiyor. Çünkü şu bir gerçek ki; toplum, bu kurallar zincirinin bir arada bulunduğu uygulamalara henüz hazır değil. Henüz o gerekli sağlam alt yapı tam anlamıyla kurulu değil ve o bilinç insanlarımızda oluşamadı maalesef, henüz. Fakat çözülemeyecek bir kör düğüm mü? Elbette ki hayır! Bir süreç ve sadece geç kalınmış bir süreç hepsi bu… Bu süreç içerisinde de Türkiye müthiş bir devinim içerisinde.  Bir takım adımlar atılıyor ve sürdürülebilir iyileştirmeler için çaba sarf ediliyor. Ancak; ‘Bir musibet bin nasihatten iyidir.’’ deyişine öylesine kaptırmışız ki kendimizi, gerçekten başımıza herhangi bir ‘’felaket’’ gelmeden adım atamaz olmuşuz. Bir de elbette bunun ardından gelen ‘zararın neresinden dönersek kardır’ başlıklı iyimser, pozitifimsi bakış açımız var. Tüm bunları bir torbaya koyup en ücra köşeye fırlattığımız ve unuttuğumuz zaman o gerekli bilince yaklaştığımızın müjdesini alıyor olacağız.

Her neyse, evet, sonunda bizler de; ILO tarafından 1988 yılında hazırlanan 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ ni 27 yıl sonra imzaladık. Yani zararın –neresinden olduğunu tam kestiremesem de- bir yerinden döndükte denilebilir öyle sanıyorum ki.

ILO kimdir ve 167 Sayılı Sözleşme’ nin önemi nedir peki?

Uluslararası Çalışma Örgütü ya da ILO (International Labour Organisation), ülkelerdeki çalışma yasalarında ve bu alana ilişkin uygulamalarda standartları geliştirmek ve ileriye götürmek gibi bir amaçla kurulan bir kuruluştur.

ILO 1919'da Versailles Barış Anlaşması uyarınca kurulmuş ve 1946 yılında BM'nin (Birleşmiş Milletler) uzmanlık kuruluşu olmuştur. ILO uluslararası çalışma standartlarını sözleşmeler ve tavsiyeler yoluyla ifade etmektedir. Bu sözleşme ve tavsiyeler temel çalışma hakları, örgütlenme hakkı, toplu pazarlık, zoraki emeğin ortadan kaldırılması, fırsat eşitliği, ve çalışma hayatı ile ilişkili diğer konularda asgari standartlar koymaktadır. Aynı zamanda başta mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyon, çalışma politikası, çalışma hukuku ve endüstriyel ilişkiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi konularda teknik yardım sunmaktadır. Bağımsız işveren ve işçi örgütlerinin gelişimini teşvik etmekte ve bu örgütlere eğitim ve danışma hizmetleri vermektedir. Birleşmiş Milletler içinde ILO eşit katılımlı işçi ve işveren örgütleri ve de hükümetin yönetim organları ile birlikte üçlü bir yapı oluşturmaktadır.

Bu üçlü yapı bir bütünü oluşturuyor esasen. Parçaların hepsi işlev halinde, dişlilerden biri olmadığı takdirde çark dönmüyor ve sistem ilerlemiyor. ILO sözleşmelerin imzalanması demek aslında bu çark işleyişini denetleyen bir dış kolun bulunduğu anlamına geliyor. Şöyle ki;

ILO sözleşmelerini onaylayan her ülke, sözleşme gereklerini yerine getirme yükümlülüğünü ve sözleşmelerin uygulanıp uygulanmadığının denetimini kabul etmiş sayılıyor. Aynı zamanda üye ülkeler bu sözleşmeleri yürürlüğe koymak için, aldığı önlemler hakkında ILO’ ya yıllık bir rapor sunmayı da taahhüt ediyor. Bu raporlar ise ILO tarafından her yıl incelenip değerlendiriliyor.

Yani bu şu anlama geliyor; 167 sayılı sözleşmeyi imzalayan ve yürürlüğe koyan Türkiye de bu çerçevede ILO’ ya inşaat sektörüyle ilgili tedbirler ve faaliyetlerle ilgili yıllık rapor sunmak zorunda artık.

Sözleşmelerdeki hükümlere uyulmaması durumunda ILO rapor hazırlayarak, taraf devlet üzerinde baskı kuruyor ve düzenli denetimlere tabi tutuyor taraf devleti. Bu denetimler sayesinde mekanizma süreklilik gösteriyor ve çark sürekli işliyor. Aynı zamanda ILO rutin kontrollerin dışında şikayet üzerine de olağanüstü denetimler denilen incelemeler de yapma hakkına sahip oluyor. ILO’ ya işçi ya da işveren örgütleri tarafından iletilen şikayetler, sözleşmeye taraf ülkenin hükümetine iletiliyor ve açıklama isteniyor. Makul sürede bu açıklama yapılmazsa, ILO, şikayeti ve taraf ülkenin cevabını kamuoyuyla paylaşabiliyor.

Yani genel çerçeveye baktığımızda, ILO zorlayıcı yaptırımlar uygulamıyor esasen, bunun yerine sözleşmelerin uygulanmasını denetliyor ve -en önemlisi- eksiklikleri ‘teşhir’ ediyor.

Bu noktada işte imzalamış olduğumuz 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi de ciddi önem arz ediyor. Sözleşmede yer alan konu başlıklarının uygulanması konusunda taahhütte bulunmuş ve tüm şartları kabul etmişiz demek oluyor bu.

Sözleşmeyi genel hatlarıyla inceleyecek olursak; sözleşme, şantiye alanının hazırlanmasından projenin tamamlanmasına kadar olan süre içinde şantiyedeki herhangi bir süreç, işlem, operasyon ya da taşıma dahil olmak üzere her tür inşaat faaliyeti, bina yapımı, inşaat mühendisliği, yapım, yıkım işlerini kapsıyor.

Sözleşme ve ulusal mevzuatımızı karşılaştırdığımızda, benzer unsurların fazlaca bulunduğunu fark edeceğiz. Sözleşmede,

û  İnşaat işlerinde güvenlik ve sağlık sözleşmesinde risk değerlendirmesi,

û  İşçiler ve işverenler arasında işbirliği,

û  İşverenlerin ve bağımsız çalışan kişilerin yükümlülükleri,

û  İnşaat alanında iki veya daha fazla işverenin aynı anda faaliyet üstlendiğindeki sorumluluklar,

û  İnşaat projesinin tasarlanmasında iş sağlığı ve güvenliği,

û  Çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması,

û  Çalışanların yükümlülükleri’ ne ilişkin hususlar bulunuyor.

Getirilecek yenilikler ve üzerinde durulabilecek ciddi önem arz eden konu başlıklarını ise şöyle sıralayabiliriz;

·         İşçi sağlığı ve güvenliğine yönelik önlemler proje hazırlanıyorken dikkate alınacak.

·         Yapılan işlere ilişkin her türlü koruyucu önlem alınacak.

·         Ulusal yasa ve yönetmelikler, işverenlerin ve kendi hesabına çalışanların işyerlerinde belirtilen güvenlik ve sağlık önlemlerine uygun davranmalarını öngörecek.

·         İskeleler, merdivenler, kaldırma aletleri, taşıma ekipmanları ve diğer aletlere yönelik sözleşmede ve ulusal mevzuatta belirtilen standartlar sağlanacak.

·         Sözleşme hükümlerinin fiilen uygulanmasını sağlamak amacıyla devlet, caydırıcı ceza ve önlemler uygulayacak, denetimi sağlayacak.

·         Tüm işyerleri için güvenli giriş çıkışlar sağlanacak, sürdürülecek ve gerektiğinde işaretlerle belirtilecek.

·         İşçiler sağlık ve güvenliğe yönelik görüş ve önerilerini açıklama hak ve yükümlülüğüne sahip olacak.

·         İşveren olası tehlike durumunda derhal faaliyeti durdurma ve tahliye ile yükümlü olacak.

·         Her inşaat alanında yeteri miktarda içme suyu, tuvalet, yıkanma tesisi, yemek ve barınak yerleri bulundurulması zorunlu olacak.

·         Olumsuz koşullara maruz kalma durumu dahil risk ve kazalara, sağlığa zarar verecek koşullara karşı yeterli korumanın başka yollarla sağlanamadığı durumlarda, yapılan işin türüne ve ilgili risklere göre uygun kişisel koruyucu donanım ve giysiler, ulusal yasalar ya da yönetmeliklerce de belirlenmiş olabileceği şekilde işçilere herhangi bir maliyet getirmeksizin işveren tarafından sağlanacak.

İnşaat işleri ile ilgili uluslararası asgari standartları belirleyen bu Sözleşme, yapılan işe bağlı olarak meydana gelen yaralanma ve mesleki hastalıklar ile can kayıplarının önlenmesine yönelik olarak sosyal taraflarla istişare halinde inşaat işyerlerinde sağlık ve güvenliğin sürdürülebilir şekilde iyileştirilmesi ile inşaat sektörüne özgü risk ve tehlikelere karşı politika oluşturulması ve bunun ülke ve işletme düzeyinde eyleme dönüştürülmesini öngörmektedir. Oluşturulacak olan bu yeni yapılanma işverenlerimiz ve ülkemiz için, sermaye kazancına ve dünya gözünde prestij artışına neden olacak önemli bir husustur. 

Her birimiz aşinayızdır aslında bu konuya. Peki, tüm bunlar ne denli uygulanacak ya da eksiklikler gerçekten tespit edilip iyileştirilmesi için gerekenler ne denli yapılacak? Hepimizin hafızalarında bu soru işaretleri geziniyordur eminim ki. Bunu da ilerleyen günler de yaşayarak göreceğiz.

Tek istediğimiz, tek temennimiz daha insancıl şartlar altında çalışma ortamlarının oluşturulması ve iş kazalarının artık önüne geçilmesidir.

Son olarak Uluslar arası Çalışma Örgütü Anayasası’ nın başlangıç bölümünde yer alan bir cümleyi paylaşmak istiyorum;

‘Gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturması demektir.’

Kazasız günlere…a